arrow-left

24 Şubat 2026


Dijital Erişilebilirlik için Açılan Davalar

Görsel iki ana bölüme ayrılmıştır. Sol tarafta siyah zemin üzerine beyaz ve büyük harflerle "Dijital Erişilebilirlik için Açılan Davalar" başlığı ve en altta BlindLook logosu yer alır. Sağ tarafta ise kütüphane rafları ve şehir manzaralı büyük bir pencerenin olduğu profesyonel bir ofis ortamı görülmektedir. Siyah ceket, güneş gözlüğü ve kulaklık takan görme engelli bir kadın, uzun ahşap bir masada oturmaktadır. Kadın, önündeki tablet ve ona bağlı özel bir Braille ekranı/klavyesi kullanarak çalışmaktadır; masanın kenarında beyaz bir baston yaslı durmaktadır.

Dijital Erişilebilirlik için Açılan Davalar: Dünyada Artan Hukuki Risk ve Türkiye’ye Etkisi

Türkiye’de dijital erişilebilirlik hâlâ birçok kurumda “olsa iyi olur” seviyesinde ele alınıyor.

Oysa dünyada bu konu artık doğrudan dava sebebi.

Üstelik sadece küçük şirketler değil; global devler bile erişilebilirlik ihlalleri nedeniyle mahkemelerde hedef oluyor.

Çünkü erişilebilir olmayan bir dijital ürün, bir kullanıcı için basit bir “kötü deneyim” değildir. Çok daha net bir anlam taşır:

O hizmet, o kullanıcıya tamamen kapalıdır.

Ve bu durum, özellikle engelli bireyler için “tercih meselesi” değil, hak ihlali olarak kabul edilir.


Dijital Erişilebilirlik Davaları Ne Demek?

Dijital erişilebilirlik davaları; bir kullanıcının web sitesi veya mobil uygulama üzerinden bir hizmete erişemediği için, şirketten hakkını talep etmesiyle ortaya çıkar.

Bu davalar genelde şu soruya dayanır:

“Ben bu hizmeti herkes gibi kullanamıyorsam, burada eşitlik nerede?”

ABD’de Neden Çok Yaygın?

Dijital erişilebilirlik davalarının en yoğun görüldüğü ülke ABD’dir. Bunun temel sebebi, ADA (Americans with Disabilities Act) düzenlemesidir.

ADA, engelli bireylerin kamuya açık hizmetlere eşit erişimini garanti altına alır.

Ve yıllar içinde mahkemeler, şirketlerin dijital kanallarını da çoğu zaman “public accommodation” yani kamuya açık hizmet kapsamında değerlendirmeye başlamıştır.

Bu da şu anlama gelir:

Web sitesi veya mobil uygulama erişilebilir değilse, bu fiziksel bir mağazanın kapısına “giremezsin” tabelası koymakla aynı kategoride görülür.

Avrupa’da Ne Oluyor?

Avrupa’da ise baskı giderek artıyor. Özellikle European Accessibility Act (EAA) ile birlikte, dijital erişilebilirlik birçok sektör için daha net bir zorunluluğa dönüşüyor.

Kurumlar yalnızca “iyi niyet” değil, doğrudan regülasyon nedeniyle erişilebilirlik çalışmalarını hızlandırıyor.

Türkiye’de Durum Ne?

Türkiye’de de dijital erişilebilirlik artık fiilen standart haline geliyor. Genelgeler ve kamu tarafındaki zorunluluklarla birlikte, özellikle finans ve hizmet sektöründe WCAG uyumluluğu giderek kritikleşiyor.

Bu noktada önemli bir gerçek var:

WCAG bir rehber gibi görünse de, dava süreçlerinde referans noktası olarak kabul ediliyor.


Davalar Neden Açılıyor? 

Bu sorunun cevabı aslında çok basit:

Kullanıcı bir hizmeti kullanamıyorsa, dava açılıyor.

Dijital erişilebilirlik davaları genelde “UI kötü” veya “tasarım beğenmedim” gibi sebeplerle değil, çok daha net bariyerlerle ortaya çıkıyor.

Globalde en sık dava sebebi olan örnekler:

  • Ödeme akışına erişememe
  • Üyelik oluşturamama / login olamama
  • Formların doldurulamaması
  • Tarih seçici (date picker) bileşenlerinin ekran okuyucuyla çalışmaması
  • Captcha engeli nedeniyle işlemin tamamlanamaması
  • PDF sözleşmelerin erişilememesi
  • Hata mesajlarının ekran okuyucuya iletilmemesi
  • Klavye ile gezilemeyen arayüzler

Buradaki ortak nokta şudur:

Kritik akışlar bozulduğunda erişilebilirlik bir “konfor” konusu olmaktan çıkar, doğrudan hak ihlaline dönüşür.

Gerçek Hayatta Nasıl Görünüyor? (Türkiye’de Çok Olası Senaryolar)

Türkiye’de henüz erişilebilirlik davaları ABD kadar görünür olmasa da, dava sebebi olabilecek senaryolar aslında her gün yaşanıyor.

Örneğin:

Banka Uygulamasında Para Transferi

Kullanıcı havale/EFT ekranına gelir. Butonlar ekran okuyucuda “button, button, button” diye okunur.

Hangi butonun “devam et” olduğunu anlayamaz.

Sonuç:

Kullanıcı para transferi yapamaz.

E-Ticarette Ödeme Adımı

Kart bilgisi alanları doğru etiketlenmemiştir.

Ekran okuyucu “edit text” der ama hangi alan CVV, hangisi kart numarası bilinmez.

Sonuç:

Satın alma tamamlanamaz.

Online Randevu Sistemlerinde Takvim Seçimi

Takvim bileşeni erişilebilir değildir. Kullanıcı tarih seçemez.

Özellikle sağlık ve kamu randevu sistemlerinde bu çok kritik bir bariyer yaratır.

Sonuç:

Kullanıcı hizmete erişemez.

Mobil Uygulamada Odak Sırası Bozulması

Odak sırası kullanıcıyı mantıksız şekilde sayfanın en üstüne geri atar veya kullanıcı modal içinde kilitlenir.

Sonuç:

Kullanıcı akışı tamamlayamaz.

Bu noktada global dava mantığıyla bağlantı çok nettir:

Davaların çoğu “deneyim kötü” diye değil,

“bu hizmeti kullanamıyorum” diye açılır.


Dava Riskini Nasıl Önleriz?

Dava riskine karşı en etkili yaklaşım, “bir defalık düzeltme” değildir.

Asıl çözüm sürdürülebilir bir süreç kurmaktır.

Kurumların uyguladığı doğru yaklaşım genellikle şu yapıdan oluşur:

  • Düzenli audit ve manuel inceleme
  • Release öncesi regression test
  • Gerçek kullanıcı testleri (VoiceOver / TalkBack)
  • Kritik akışların önceliklendirilmesi
  • Accessibility governance (süreç sahipliği)
  • Yol haritası ve takip mekanizması

Buradaki ana mesaj çok net:

Davaya karşı en iyi savunma: sürdürülebilir süreçtir.

Çünkü mahkemeler ve regülatörler çoğu zaman sadece sonucu değil, kurumun yaklaşımını da önemser.

“Bu kurum gerçekten erişilebilirlik için çalışıyor mu?” sorusu belirleyici olabilir.


Regülasyonlar Neden Hızlandı? Türkiye’de Neden Kritik?

Türkiye’de dijital erişilebilirlik artık “gönüllü iyileştirme” olmaktan çıkıp, genelgelerle birlikte zorunluluk seviyesine doğru ilerliyor.

Özellikle WCAG 2.2 Level A uyumluluğu hedefiyle birlikte:

  • bankalar
  • e-ticaret platformları
  • kamu kurumları
  • telekom şirketleri

daha görünür hale geliyor ve daha yüksek risk taşıyor.

Bu noktada kritik cümle şu olmalı:

Türkiye’de süreç yeni başlıyor ama globalde yıllardır büyüyor. Aynı yönde ilerliyoruz.

Bugün ABD’de yaşanan dava dalgası, birkaç yıl sonra başka ülkelerde de benzer şekilde etkisini gösterebilir.


Dünyadan Dava Örnekleri: Türkiye’ye Ders Niteliğinde

Bu davalar, dijital erişilebilirliğin artık bir “UX detay” değil, kurumsal risk olduğunun en güçlü kanıtı.

Domino’s Pizza

Görme engelli bir kullanıcı, Domino’s’un web sitesi ve mobil uygulaması üzerinden sipariş veremediği için dava açtı.

Bu dava yıllar içinde erişilebilirlik dünyasının en ikonik örneklerinden biri haline geldi.

Mesaj netti:

Dijital kanal çalışmıyorsa hizmet sunulmuyor demektir.

Target

Target davası, erişilebilir olmayan web sitelerinin şirketleri nasıl büyük bir hukuki sürecin içine sokabileceğini gösteren dönüm noktalarından biri olarak anılır.

Bu dava, birçok kurumun erişilebilirliği “opsiyonel” olmaktan çıkarıp “risk yönetimi” olarak ele almaya başlamasında önemli rol oynadı.

Beyoncé / Parkwood Entertainment

Beyoncé’nin şirketine ait web sitesinin erişilebilir olmaması nedeniyle dava gündeme geldi.

Bu örnek şunu gösterdi:

Erişilebilirlik ihlali sadece teknik bir problem değil; marka algısına doğrudan dokunan bir kriz alanı.

Bu örneklerin Türkiye’ye söylediği şey çok açık:

Erişilebilirlik ihlali küçük bir UX problemi olarak kalmıyor; kurumsal risk haline geliyor.

Türkiye’de Risk Nereden Geliyor?

Türkiye’de erişilebilirlik davaları henüz ABD kadar yaygın görünmese bile, kurumların risk alanı oldukça geniş.

Örneğin:

  • Regülasyon uyumsuzluğu ve denetim süreçleri
  • Kamu ihalelerinde uyumluluk kriterleri
  • Sosyal medyada hızlı kriz çıkması
  • Marka algısı ve güven kaybı
  • Kurumsal müşterilerin compliance beklentileri (B2B baskısı)
  • Erişilebilirlik şikayetleri ve kullanıcı kaybı

Türkiye’de dava sayısı düşük olabilir ama şunu unutmamak gerekir:

İtibar riski çok daha hızlı büyür.

Bir kullanıcı “bu uygulama erişilebilir değil” dediğinde, konu bir anda yalnızca ürün ekibinin problemi olmaktan çıkar; PR ve marka yönetimi krizine dönüşebilir.


Erişilebilirlik: Dava Önlemek Değil, Hizmet Sunabilmek

Bu yazının ana mesajı aslında dava korkusu değil.

Çünkü erişilebilirlik, sadece “dava önleme” aracı değildir.

Erişilebilirlik, bir kurumun sunduğu hizmetin gerçekten herkes için açık olup olmadığını gösterir.

Net gerçek şudur:

Bir kullanıcı hizmete erişemiyorsa, o hizmet herkes için açık değildir.

Bu nedenle erişilebilirlik:

  • risk yönetimi
  • kullanıcı deneyimi
  • marka güveni
  • sürdürülebilir compliance

başlıklarının kesişim noktasında yer alır.

BlindLook Bu Süreçte Ne Yapar?

BlindLook erişilebilirliği “dava korkusu” üzerinden değil, kurumların dijital ürünlerini sürdürülebilir şekilde erişilebilir tutması üzerinden konumlandırır.

Bu kapsamda BlindLook yaklaşımı:

  • otomasyon taraması
  • manuel uzman analizi
  • gerçek görme engelli kullanıcı testleri
  • kritik akış önceliklendirmesi
  • düzenli izleme
  • sürdürülebilir raporlama ve aksiyon takibi

ile ilerler.

Buradaki temel hedef şudur:

Amaç sadece uyum değil, erişilebilirliği korumaktır.

Özet: Bugün Önlem Alan Kurumlar Yarın Kriz Yaşamıyor

Kısaca:

  • Dijital erişilebilirlik davaları dünyada hızla artıyor
  • Davalar en çok kritik akışlardan çıkıyor (login, ödeme, form, randevu)
  • Türkiye’de regülasyon + itibar riski giderek büyüyor
  • Bugün erişilebilirliği sürdürülebilir hale getiren kurumlar yarın kriz yaşamıyor

Nereden Başlamalı?

Eğer dijital ürünlerinizde erişilebilirlik riskinin nerede olduğunu görmek istiyorsanız, ilk adım kritik kullanıcı akışlarını değerlendirmektir.

BlindLook olarak kısa bir ön değerlendirme ile mevcut risk alanlarını çıkarabilir ve nereden başlamanız gerektiğini birlikte belirleyebiliriz.


Kısa bir görüşmeyle süreci başlatabiliriz.


youtubetwitterinstagramlinkedin